İtici 'imam' tiplemeleri, yerini halkla ve hayatla barışık portrelere bıraktı. Son yıllarda özellikle genç yönetmenlerin çektiği dizi ve filmlerde din adamlarına adeta 'zeytin dalı' uzatıldı. Hayatı sorgulayan, insanlarla aynı sokakta yaşayan ve hatta 'imam'larla selamlaşan yönetmenler, Yeşilçam filmlerinin aksine daha geniş bir pencereden bakmaya başladı din gerçeğine.
'Vurun Kahpeye' diye bağırıyor köyün imamı... 'Kahpe' dediği öğretmeni öldürmeleri için ilk taşı atan da kendisi. Kanlar içindeki öğretmenin 'yapmayın' feryatları kâr etmiyor. İmam ha bire 'Öldürün' diye bağırıyor köylüye...
Bu sahneler, 45 yıl önce Orhan Aksoy'un yönettiği ve Hülya Koçyiğit'in rol aldığı 'Vurun Kahpeye' filminden. İmamlara ve onların toplum nezdindeki itibarına en büyük darbeyi vuran bu filmdi belki de. Aslında mevzuya bu kadar sert girmek ne derece doğru olur bilemiyoruz; ama sinemamızda 'imam' dendiğinde, siyah-beyaz televizyonla büyümüş bir kuşağın, hafızasından kolay kolay silemeyeceği görüntüler bunlar.
Her yayınlandığında yürekleri burkan 'Vurun Kahpeye' filminden belki de en çok imamlar rahatsız oldu yıllarca. 'İmam-hoca' denilince hafızalarda olumsuz resimler oluştu hep. Yeşilçam, Aksoy'un açtığı bu yoldan uzun süre gitti. Yapımcı ve yönetmenler çektikleri filmlerde din adamlarını sahtekâr, menfaatçi, hilebaz, şehvet düşkünü, muskacı ve üfürükçü olarak resmetmekten çekinmedi. Kemal Sunal'ın oynadığı filmlerdeki imam tiplemelerini de unutmamak gerek.
Beyoğlu'nda birkaç sokağa sıkışan Yeşilçam, gelişti, hatta değişti. Bu değişimle birlikte sinemadaki 'imam' tiplemesi de vicdanlardaki doğru tarifini bulmaya başladı. Genç yönetmenlerin kamera arkasına geçtiği filmlerde, imamlara adeta zeytin dalı uzatıldı. Hayatı sorgulayan, insanlarla aynı sokakta yaşayan ve hatta 'imam'larla selamlaşan yönetmenler, Yeşilçam filmlerinin aksine geniş bir pencereden bakıyor din gerçeğine.
Son dönemde çekilen 'Uzak İhtimal', 'Dondurmam Gaymak', 'Beş Vakit', 'Hayatın Tuzu', 'The İmam' ve 'Ademin Trenleri' bu filmlerden sadece birkaçı... İki yıldır Zaman CumaErtesi ekinde sinema üzerine yazılar kaleme alan Ekrem Dumanlı, bir yazısında "Yeşilçam, Müslümanlardan özür diler mi?" şeklinde sormuştu. Dumanlı, Yeşilçam'daki imam tiplemelerinden yakınmış, ancak 'son yıllarda çekilen ve filmlerde onlarca yıldır süren 'muhteris din adamı' tiplerinde insanî bir yumuşama olduğuna dikkat çekmişti. Bu değişime sadece Dumanlı dikkat çekmiyor. Ülkemizde sinema denilince akla gelen ilk isimler; Atilla Dorsay, Uğur Vardan, Murat Özer, Mesut Uçakan ve M. Nedim Hazar da aynı görüş etrafında birleşiyor.
İlk kez, genç bir müezzin karşımızda
Filmlerde mahallenin çapkını olan, muska yazmaktan başka hiçbir şey bilmeyen imam tiplerinin yerini daha sıcak, halktan, temiz yüzlü insanlar almaya başladı. Bunun son örneğini Mahmut Fazıl Coşkun'un yönettiği 'Uzak İhtimal'de gördük. Filmde, imam hatip lisesinden yeni mezun, İstanbul Galata'da bir camiye müezzin olarak atanan Musa ile rahibe olmaya çalışan komşusu Clara'nın öyküsü anlatılıyor. Bugüne kadar laik cumhuriyet ideolojisinin klişelerini sıkça kullanan Yeşilçam filmlerindeki imamlardan genç olanına rastlanılmazdı. Uzak İhtimal'de ise önyargılara esir olmadan, genç bir müezzinle tanıştırıyor Coşkun seyirciyi. Bu din adamı, ilk kez öteki değil, içimizden biri, komşumuz. Camideki görevi dışında da bir hayatı var. Murat Düzgünoğlu'nun ilk filmi Hayatın Tuzu da, klişe Yeşilçam imam tipini yerle bir ediyor. Levent Ülgen'in oynadığı Şehsuvar, imam; ama softa bir adam değil. Gayet açık bir kişilik. Zaten Ülgen, rolü kabul etmesindeki en önemli etkenin İmam Şehsuvar'ın farklılığı olduğunu söylüyor.
Yüksel Aksu'nun 'Dondurmam Gaymak' filmindeki Recep Yener'in oynadığı Egeli imam karakteri de hayatın içinden bir din adamıydı. TRT 1'deki Zoraki Başkan'da yine imam olarak izlediği Yener, "Biz çocukken imamı bir din görevlisi olarak görmezdik. O bizim amcamız, babamız, Mustafa dayımızdı..." diyor.
Barış Pirhasan'ın yönettiği 'Ademin Trenleri' bu konuda gösterilebilecek en güzel örnekler arasında. Cem Özer'in oynadığı Hasan Hoca karakteri, eski filmlerdeki tiplerin aksine namus timsali biri. Yaşanmış bir olaydan yola çıkarak sinemaya aktarılan film; "Günah ve sevap nedir? Merhamet, nefsini terbiye, erdem ne demektir?" gibi sorgulamalarıyla dikkat çekmişti.
***
Teknik direktör imam
Antalya Altın Portakal'da 'En İyi Sanat Yönetmeni' ödülünü alan Bahadır Karataş imzalı 'Usta' filminde de yine farklı bir 'imam' tiplemesi düştü perdeye: Sürgün yemiş bir imam. Tek suçu farklı olmak. Farkı ise teknik direktör olmak. Halkla iç içe bir karakter. 'Neden böyle yapıyorsun?' sorusuna filmde verdiği cevap ise oldukça anlamlı. "Ben kötü bir şey yapmıyorum ki. Çocukları mahalle köşelerinden, içkiden, sigaradan kurtarıyorum, burada spor yapıyorlar." diyor.
En önemli şikâyeti namaz vakitleriyle maçların çakışması tabii. Altın Portakal'ın en iyi yönetmeni seçilen Reha Erdem'in Beş Vakit filminde de 'normal' bir imam izlemiştik. Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı karakter, hem köyün imamıydı hem de büyüme sancıları çeken oğlunun ruh halini kavrayamayacak kadar insaniydi.
İmam hatip kökenli bir bilgisayar mühendisinin, ait olduğu kimliği saklama çabasını konu alan 'The İmam' da farklı bir görüntü çizmişti. Uzun saçlı, motosiklet kullanan imam, çocuklara laptopla Kur'an öğretiyor, motosikletine bindiriyor. Sonuç olarak kimse Türk sinemasından dinî içerikli film yapılmasını beklemiyor. Ancak seyirci din adamlarının ve imamların kötü gösterilmesini de istemiyor. Oysa dünya sinemasında misyonerlik amaçlı çekilen filmlerin sayısı hiç de azımsanacak oranda değil...
***
Böyle imamlara can kurban
Uğur Vardan (Sinema eleştirmeni): Türk sineması adına kabuk değiştirme artık tamamlandı diyebiliriz. Elbette ki filmler hâlâ iyi ve kötü şeklinde ayrışıyor, ama karakterler adına sevindirici gelişmeler var. Hangi cenahta, hangi meslek erbabına ait olursa olsun, gerçekçi çizgilerle karşımıza çıkıyor. Bu konudaki en somut örneklerden biri de 'din adamları' cephesinde gözleniyor. En son 'tartışmalı' din adamı modeline İsmail Güneş'in 'The İmam'ında rastlamıştık. Bu filmden sonra gösterime giren yapımlarda mesela 'Usta'nın imamı teknik direktörlük bile yapıyordu. Keza 'Hayatın Tuzu'ndaki imam da, gençliğinde albüm çıkarmayı çok istemiş, ama sonuçta sesini ezanda değerlendirebilmiş bir karakterdi. 'Uzak İhtimal'in müezzini de hayatını yeni 'ihtimaller'le biçimlendirmeye çalışıyordu. 'Beş Vakit'te Bülent Emin Yarar'ın canlandırdığı imam da kuşkusuz kayda değerdi. Sonuç, böyle karakterlere can kurban...
***
Yeşilçam kantarın topuzunu kaçırmıştı
Murat Özer (SİYAD Başkanı): "Hiçbir insana ya da meslek grubuna önyargılı yaklaşmamak lazım. Herkes ne kadar insansa imamlar da o kadar insan. İnsani özelliklerini öne çıkarmak gerekiyor. Olayı çağdışılık noktasına çekmemek lazım. Biz nasıl davranıyorsak onlar da onu yapıyor. Dolayısıyla geçmişte özellikle eski Yeşilçam sinemacıları kantarın topuzunu kaçırmış olabilir. Bence onlar da belli gözlemlerden yola çıkarak bu tür yaklaşımda bulundu. Zamanla gözlemler de değişti. Bakış açıları farklılaştı. Hocalar, müezzinler de modern çağa ayak uydurmaya başladı. Biz ne yapıyorsak onlar da onu yapıyor, laptop da kullanıyor motora da biniyor. Modern çağa ayak uydurdular, bu da sinemaya yansıyor..."
***
Tabii ki tasvip edilecek bir şey...
Mesut Uçakan (Yönetmen): "Kendi düşüncelerini çok daha sağlam bilen ve yaşayan tipler değiller aslında. Belli bir azınlıkta olmalarına rağmen. Toplumsal süreç herkesi kozmopolitleştirdi. Tavrını rengini değiştirmeyen tipler çok azınlıkta.
Genelde sinemacılar da bu tarafta içlerini boşalttıkları için daha fazla önem veriyor, yeni bağımsız denemelere... Bu iyi bir şey. Ancak işin bir kanadı kırık. Bütün bu çerçevede özellikle din, açık seçik bir şekilde ele alınamadığı için şablon olarak sadece din adamları nezdinde ele alınmaya başladı. Önceki filmlerde imam nasıl kötüleştirildiyse şimdikiler de din adamı figürünü iyi şekilde kullanıyor. Saygın şekilde bahsetmiyorlar ama kötü de anlatmıyorlar. Bu tabii ki iyi bir gelişme ama ara gelişme. Türkiye'de artık kutuplaşmaların kalktığını gösteren bir gelişme. Tabii ki tasvip edilecek bir şey..."
***
Şimdiki din adamları daha inandırıcı
Nedim Hazar (Yazar): "Cumhuriyet ve din arasındaki mesafe açıldıkça karton din adamları türemeye başladı. Aynı doğrultuda sinema din ile arasındaki mesafeyi kapattıkça filmler daha gerçeğe yakın ve inandırıcı oldu. Yeşilçam yıllardır art niyetli olarak İslam'la arasına mesafe koydu. Şimdi ise din adamları karton olmadıkça inandırıcı olmaya başladı. Gitar çalanı da var, buna karşı çıkanı da. Gerçek hayattan alındığı gibi önyargısız yaklaşıldıkça daha inandırıcı olur. İnsan bilmediğine karşıdır. Sinemacılar iki rekat namaz için camiye gidip gözlem yapsalar neyin ne olduğunu daha iyi anlayacaklar ve eğreti durmayacak karakterler."
***
İmamlar yalnız vaaz veren kişiler değil
Atilla Dorsay (Sinema eleştirmeni): Bir Müslüman, imama muhtaç olmadan, camiye gitmeden bulunduğu yerde Allah'a olan yakarışını yapabilir. Batı sanatından ve filminden gelen etkiler, dinin de bizim toplumda, gündelik yaşamda kendini daha çok hissettiren bir güç haline gelmesi, imam karakterini daha ön plana çıkartıyor. Bu bence çok gerekli hem de çağın getirdiği bir şey. İmam yalnız, cumalarda vaaz veren bir kişi değil artık. Toplumda aktif şekilde görev alan biri... Mardin'in Bilge köyünde yapılan katliamda genç bir imam öldürüldü ve katliamın sorumlusu olan kişi, bu kadar insanın öldürülmesinden üzüntü duymadığını, imamın yanlışlıkla öldürülmesinden büyük üzüntü duyduğunu belirtti. Sevilen bir imammış. Gündelik hayatında köylülerle içli dışlı olan biriymiş. Demek ki imamın toplumdaki etkisi artıyor. Aynı ölçüde bu da sinemaya yansıyor. Genel anlamda Müslüman din adamı, topluma gerekli ve yararlı bir dönüş yapıyor. Sinemada gördüğümüz, bunun yansıması. Ben bu yaklaşımı çok olumlu görüyorum. İsmail Güneş'in 'The İmam' filmi başarılı olmamış olabilir. En azından bize modern bir imam karakteri sundu ve bu konuda fikir jimnastiği yapmamızı sağladı.
Uzak İhtimal'in kaygıları, konusu bambaşka. Buradaki müezzin karakteri de çok hoş bir örnek. Herhalde bu devam edecek diye düşünüyorum."







